Kıbrıs Meselesinin Rehineleri: Basının Gözüyle 1964 Sürgünleri

Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ceren Sözeri bu incelemesinde 1964 Sürgünü’nün dönemin basınına nasıl yansıdığını ülkede o dönem en fazla satan, ana akım kabul edilebilecek yayınlar üzerinden anlatıyor.

1964 yılı Kıbrıs meselesinin hemen her gün gazetelerin manşetlerinde yer aldığı, toplumda yükselen milliyetçiliğin gazeteler yoluyla da kışkırtıldığının gözlendiği bir yıl olmuştur. Bu çalışmada dönemin hükümetinin Kıbrıs konusunda Yunanistan’ı çözüme zorlamak için bir yöntem olarak kullandığı İkame, Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması’nın iptali ve akabinde Yunan uyruklu Rumların sınır dışı edilişinin ülkenin ana akım gazetelerinde nasıl haberleştirildiği incelenmiştir.

Araştırmada esas olarak ülkede o dönem en fazla satan, ana akım kabul edilebilecek, merkez sağ ve sol ideolojiyi temsil eden Akşam, Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleri taramış, bu gazetelerin 1964 yılında ilk sayfalarında yer alan sürgünlere ilişkin haberler ele alınmıştır. Analizde yöntem olarak içerik analizi yöntemi benimsenmiş ek olarak içeriklerin söylemi “eleştirel söylem analizi” yöntemiyle ancak araştırma süresinin kısıtlılığı nedeniyle daha çok makro yapısal özellikleri yani başlık, alt başlıklar, spot paragrafları ve giriş cümleleri yönünden analiz edilmiştir. Başlangıçta araştırmaya konu olan 1964 sürgünlerine ilişkin genel bir bilgi verilmesi yerinde olacaktır. 1964 Yılına girerken Kıbrıs’ta Rumlar ve Türkler arasında çatışmalar oldukça şiddetlenmiş durumdadır. Adadaki çatışmalar için Birleşmiş Milletler yoluyla çözüm çabaları sonuç vermezken yaşanan can kayıpları ve tecride, açlığa mahkûm etme gibi hak ihlalleri karşısında çare arayan bu konuda iç kamuoyunda da ciddi bir baskıyla karşı karşıya olan hükümet Yunanistan’ı çözüme zorlamaya yönelik tedbirler almaya karar vermiştir. Bu tedbirlerin en güçlülerinden biri de 1930’da iki ülke arasında imzalanan ve serbest dolaşım, ticaret ve ikame haklarını düzenleyen anlaşmanın iptali olmuştur.  Bu karar sonucunda ülkede yaşayan 12 binin üzerinde (rakam gazetelerde farklılık göstermektedir) Yunan uyruklu Rum’un sınır dışı edilmesi kararı alınmıştır. Anlaşmanın iptali her ne kadar 16 Eylül 1964’te yürürlüğe girecek olsa bile kararın gazetelere yansıdığı 17 Mart’tın birkaç gün sonrasında gruplar halinde sürgünler başlamış, sürgün edilenlerin isimleri çoğu zaman meslekleri ile birlikte günü gününe gazetelerde yer almıştır.

Burada bir parantez açarak Rıdvan Akar’ın bu politika kararının 1964’te akla gelmediğine, 1957 yılında yani 6 – 7 Eylül olaylarından iki yıl sonra Tümgeneral Refik Tulga’nın tanıklığı ile dönemin hükümeti tarafından planlandığına ancak 1964’te uygulamaya geçildiğine ilişkin tespitini de eklemekte yarar vardır[1]. (Akar, 2012:167). Hükümetin Yunan Hükümeti’ni pazarlığa zorlamak için uygulamaya karar verdiği bu kararın gazetelerdeki yansımasına geçmeden önce dönem gazetelerinin Kıbrıs konusundaki tutumlarına da değinmek gerekmektedir. Akşam, Tercüman, Hürriyet gibi daha sağda yer alan gazetelerden Milliyet ve Cumhuriyet gibi Türkiye siyaseti çerçevesinde daha merkez sola kayan gazetelere kadar hemen tüm gazetelerin Kıbrıs meselesini bir milli mesele olarak gördüğü açıkça gözlenmiştir. Gazeteler bu milli meseleye yayın politikalarını hükümetin politikalarıyla özdeşleştirerek sahip çıkmış, özellikle dış politika söylemlerini “biz” gizli öznesi ve militarist bir dille haberleştirmekten kaçınmamışlardır.  “Yunan notasını geri çevirdik” (Akşam, 16 Nisan 1964) “Alayımızın Kıbrıs’tan çekilmesi istendi” (Tercüman, 18 Ocak 1964) “Kıbrıs’a NATO kuvveti teklifini şartlı kabul edeceğiz” (Milliyet, 28 Ocak 1964) “Kıbrıs’a Havadan Yiyecek Atacağız” (Hürriyet, 16 Eylül 1964) “Türkiyedeki Yunanlılar hakkındaki görüşümüzü dün Atina’ya izah ettik” (Cumhuriyet, 19 Nisan 1964)[2] Bu özdeşleşme öyle bir boyuttadır ki incelenen gazetelerin hiçbirinde hükümetin ne iç ne de dış politikalarına yönelik bir eleştiriye rastlanmamıştır. Tek istisna ülkede baş gösteren kahve sıkıntısı nedeniyle Hürriyet gazetesinde 22 Nisan 1964’te yayımlanan “Tekel Bakanı cevher yumurtladı: Kahve İçmemek Bir Memleket Severlikmiş”başlıklı haberdir. Bu durumun kısa süre önce gerçekleşen askeri darbenin ardından ülkedeki sansür, oto sansür iklimiyle de ilişkilendirilebilir.

Haber söylemlerinde benimsenen milliyetçilik ve ırkçılık

Hükümetin Kıbrıs konusunda aldığı tüm idari ve askeri tedbirleri destekleyen gazeteler, konuyla ilgili düzenlenen milliyetçi hatta bazen ırkçı gösterileri ya da kampanyaları da genelleştirerek ilk sayfadan duyurmayı tercih etmiştir. Örneğin bir ilde düzenlenen bir protestoda dile getirilen sloganlar herkesin beklentisi, milliyetçi gençlerin düzenlediği ırkçı bir kampanya da (tüm) ‘gençlerin talebi’ olarak haberleştirilmiştir. Bu sırada yaşanan şiddet olayları ya da hedef alınanların yaşadığı sıkıntılar ‘milli mesele’ uğruna göz ardı edilmiştir: “50 bin İstanbullu ‘Ordu Kıbrısa’ diye bağırdı” (Akşam, 16 Mart 1964) “Ankarada gençler, Yunan Büyükelçiliğini taşa tuttu” (Hürriyet, 29 Ağustos 1964) “Gençlik Şehrimizde de Büyük Miting Yaptı” (Milliyet, 30 Ağustos, 1964) Türkiye Gençlik Teşkilatı, Milli Türk Talebe Birliği ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun yayınladığı ortak bildiri 14 Nisan’da hemen tüm gazetelerin ilk sayfalarında yer bulmuştur.

Milliyetçi oldukları bilinen bu gençlik dernekleri tarafından kaleme alınan Yunan uyrukluların sınır dışı edilme kararının desteklendiği ve Yunan uyruklulardan alış-veriş yapılmamasının talep edildiği bildiri incelenen tüm gazeteler tarafından ilk sayfada gençliğin talebi şeklinde genelleştirerek haberleştirilmiştir.

Bildiride yer alan talepler hiçbir gazete tarafından sorgulanmamış, milliyetçi çizgideki gazetelerin haber başlıklarında Rumlar şeklinde genişletilmiş ve hatta destekler haberlerle de sürdürülmüştür. Akşam’da haberin girişinde Yunan uyrukluların milletimizi sömürdüğü, Hürriyet’te “kazanılan her kuruşun Kıbrıs’ta kendi kardeşlerine çevrilen bir silah olduğu” vurgulanırken Milliyet, kazanılan paranın menfur emeller uğruna, Türkiye aleyhine kullanıldığını belirtmiştir.  Cumhuriyet ise diğerlerinden farklı olarak başlıkta Rumlar yerine Yunan uyruklular demeyi tercih etmiştir. “Gençlik Rumlarla alışverişin kesilmesini istiyor” (Akşam, 14 Nisan 1964) “Toptancı kasaplar Rum kasaplara et vermedi” (Akşam, 16 Nisan 1964) “Gençler, halkın Rum’lardan alış-veriş yapmamasını talep ediyor”(Hürriyet, 14 Nisan 1964) “Gençlik Boykot İstiyor” (Milliyet, 14 Nisan 1964) “Türklüğü benimsemeyen Rumlara karşı alış-veriş boykotu başladı”(iç sayfada haber), (Milliyet, 16 Nisan 1964) “Gençlik teşekkülleri Yunan uyruklularla alış-veriş yapılmamasını talep ediyor” (Cumhuriyet, 14 Nisan 1964)

Azınlıklar da baskı altında

Her ne kadar yürürlüğe konan politika yalnızca Türkiye’de ikamet eden Yunan uyruklu Rumları ilgilendiriyor gibi gözükse de uygulamada kapsam daha da genişletilmiş Rum azınlık okullarına hatta Patrikhane’nin istimlâk edilme yoluyla ortadan kaldırılması tartışmalarına kadar uzanmıştır. Bu durum da gazeteler tarafından hiçbir şekilde sorgulanmamış, aksine ortada somut bir delil olmamasına rağmen hedeftekilerin suçlu olduğu kanıtlanma gayretiyle haberler yayımlandığı dikkat çekmiştir. Suçlamalarda çoğunlukla resmi yetkililer kaynak olarak gösterilmiş, suçlananların kendilerini savunma haklarının olmayışları garipsenmemiş ve dolayısıyla onların savunmalarına, görüşlerine yer verme gereği duyulmamıştır. Hatta bazı durumlarda yapılan haberler izlenen politikaları aktarmanın da ötesinde kışkırtıcı nitelik taşımıştır:  “Patrikhanede Temizlik: Zararlı faaliyette bulunan Metropolitler ile Sen Sinod üyeleri sınır dışı edilecek” (üst başlık) “Din Adamı Kisvesindeki Yunan Ajanları da Ayıklanıyor” (manşet), (Akşam, 12 Nisan 1964) “Lozan Anlaşmasının tadilini isteyeceğiz” (Milliyet, 7 Nisan 1964) “Rum okullarının özel hakları kaldırılıyor” (başlık), “Öktem, Ruhban okulundaki yabancı öğrenci sayısının tahdit edileceğini söyledi” (spot) (Milliyet, 13 Nisan 1964) “Kadro fazlası 9 Rum öğretmenin ikamet süresi uzatılmayacak” (Cumhuriyet, 13 Nisan 1964) “Fener Patrikhanesinin Durumu Ne Olacak?” (Cumhuriyet, 15 Nisan 1964) “Rum Patrikhanesi İstimlâk Edilecek” (manşet), “Patrik’in durumunu Hükümet inceliyor” (haber)  (Akşam, 14 Nisan 1964)  “Patrikhane için tahkikat açıldı” (başlık), “Azınlık okullarındaki Yunan uyruklu 35 öğretmenin durumu da inceleniyor. İki öğretmene tebligat yapıldı” (spot), (Akşam, 15 Nisan, 1964) “Yunanlıların toplandığı ‘Şems’ kulübünün durumu inceleniyor”(Cumhuriyet, 17 Nisan 1964) “ ‘Bazı Ruhaniler Türk Milletine Sistemli Bir Şekilde Zarar Veriyor’ ”(Cumhuriyet, 23 Nisan 1964)  “Patrikhanenin duvarları 50 santime indiriliyor” (Cumhuriyet, 4 Haziran 1964)  “Rumca olan sokak adları değişiyor” (Akşam, 2 Temmuz 1964) Gazetelerin Patrikhane’nin zararlı olduğunu kanıtlamaya yönelik yayın politikaları yalnızca yetkililerin resmi açıklamalarıyla sınırlı kalmamıştır. Patrikhaneye ilişkin tartışmaların yoğunlaşması ve Nisan ayı ortasında istimlâk edilmesinin, kaldırılmasının gündeme gelmesinin ardından faaliyetlerine bugün de yabancı olmadığımız Türk Ortodoks Kilisesi’nin lideri Turgut Erenerol 7-10 Mayıs tarihleri arasında üç gün boyunca Akşam gazetesinde Patrikhane aleyhine bir yazı dizisi kaleme almıştır. Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerine de demeç veren Erenerol, Yunanlıların sınır dışı edilmesinde geç bile kalındığını (“Türk Ortodoks Patrikhanesi Başpiskoposu Konuştu: Patrikhane gitsin biraz da Yunanistanın başına bela olsun”, Cumhuriyet, ?? 1964), Patrikhane’nin kapatılması gerektiğini savunmuştur (“Patrikhanenin ve Rum okullarının kaldırılma zamanı gelmiştir. Patrikhane bir zehir yuvasıdır…”, Milliyet, 16 Nisan 1964). Yine aynı günlerde Patrikhane’nin istimlâk edilmesinin, kaldırılması Yunanistan’da da yankı bulmuş Selanik Şehir Meclisi bu tehdide başka bir tehditle cevap vermiştir.  Ancak gazeteler açısından bu cevap kabul edilemez niteliktedir ve söylemde kışkırtıcılığın dozu arttırılmıştır, bu arada haber başlıklarında bu tehdide yol açan istimlâk kararının gizlenme gayreti dikkat çekicidir: “Yunanlılar’da Atatürk’ün Selanikte’ki evini yıkacak” (Hürriyet, 29 Nisan 1964) “Patrikhane istimlâk edilirse” (üst başlık, küçük puntoyla yazılmış)“Yunanlılar Atatürk’ün doğduğu evi yıkacaklar” (başlık), (Milliyet, 29Nisan 1964) “Selanik Şehir Meclisi, Patrikhane istimlak edilirse, Ata’nın evini yıkmak kararı aldı” (üst başlık), ismi verilmeyen Ankaralı bir yetkilinin sözleri manşete taşınmış “Dünyayı Yunanistan’ın başına yıkarız” (Akşam, 29 Nisan 1964) Diğer taraftan bu politikalara ve yayınlara maruz kalan Patrikhane temsilcileri ise sürekli kendilerini savunma ve vatana bağlılıklarını kanıtlama çabası içerisindedir: “Rum Patriği, Hükümetten görev verilmesini istedi” (Akşam, 4 Ocak 1964) “Patrik Kıbrıslı Rumların davranışını tel’in etti” (Cumhuriyet, ? Ocak 1964) (Partik) “Athenagoras, Türkiye’nin Kıbrıs politikasını destekliyor” (Milliyet, 12 Ocak 1964) “Patrikhanenin Avukatı Makarios’u ayıplıyor” (Milliyet, 17 Nisan 1964) “Patrikhane Avukatı: ‘Kıbrıs Ortodoksları Rum değildir” (Cumhuriyet, 17 Nisan 1964)

Sorgulayan değil yargılayan basın

Hükümetin 1930’da imzalanan İkame, Ticaret ve Seyrisefain Anlaşması’nı iptal ettiği gazetelerde 17 Mart’ta haber olarak duyurulmuştur. Ancak başlıklar ve haber içeriklerinde haberleştirilen bir anlaşmanın iptali değil Yunanlıların imtiyazlarını kaybetmeleri konusudur: “Yunanlıların Türkiye’deki ‘İmtiyazları’ Kaldırıldı” (Akşam, ? Muhtemelen 17 Mart 1964) “Yunanlılara tanınan imtiyaz iptal edildi” (Milliyet, 17 Mart 1964) “On İki Bin Yunanlı Yurt Dışına Çıkarılacak” (manşet), (Hürriyet, 18 Mart 1964) “Türkiye deki Yunanlıların Bazı Hakları İptal Edildi” (Cumhuriyet, 17 Mart 1964) Sözü edilen imtiyazını kaybedecek Yunan uyruklu Rumların sayısı gazetelere göre değişmektedir. Yukarıda görüldüğü gibi bu sayı Hürriyet gazetesine göre 12 bin, Milliyet gazetesine göre 10 bin civarındadır. Bilindiği gibi anlaşma doğası gereği tek taraflı değildir, bir başka deyişle iptali durumunda Yunanistan’da yaşayan Türk uyruklular da bu anlaşmayla gelen imtiyazlarını kaybedeceklerdir. Oysa gazeteler hükümetin bunu bir cezalandırma aracı olarak kullanma gayesine uygun bir yayıncılık politikası izlemişler, hatta Hürriyet’teki haberin spotunda belirtildiği üzere Türklerin kaybının çok da fazla olmadığını kanıtlamaya gayret etmişlerdir: “İmtiyazların kaldırılması üzerine Yunanistan’da iş yapan 3 bin Türk de, memleketimize dönecek” (spot), (Hürriyet, 18 Mart 1964) Birkaç gün sonra yine Hürriyet’te sayı epey düşmüştür:

Yunanistan’da iş sahibi sadece 50 Türk mevcut” (Hürriyet, 21 Mart 1964) Her ne kadar yasanın iptali sonucunda sürgünlere ilişkin kararname 16 Eylül’de yürürlüğe girecekse de uygulama Mart ayı bitmeden başlamış, ilk grubun sürgün haberi gazetelerde yer almıştır. Takip eden süre içinde sürgün haberlerinin hemen tümünde benzer kalıpların kullanıldığı dikkat çekmiştir: “zararlı faaliyetleri bulunduğu tespit edilen” (Cumhuriyet, 1 Nisan 1964), “faaliyetleri kanuna aykırı görülen” (Hürriyet, 27 Mart 1964) ve en somut şekliyle “bazı yardım cemiyetleriyle ilgileri görülen” (Akşam, 28 Mart 1964)… Hatta bazı haberlerin birkaç gazetede aynı cümlelerle yer aldığı da gözlenmiştir, örneğin “Yunan uyruklu 300 Ruma daha tebligat yapıldı” (Cumhuriyet, 10 Nisan 1964) ve “300 Yunanlı’dan Türkiye’deki işlerini tasfiyeleri istendi”  (Milliyet, 10 Nisan 1094) haberlerinin metinleri. Haklarında yurt dışına çıkarılma kararı verilen kişilerin bazılarının ailelerinin burada olduğu, işlerini eşlerine, akrabalarına devretmek durumunda kaldıkları gibi hüzünlü hikâyeler de haberlerde yer almış ancak gazeteler son noktada sürgün edilenlerin suçlu olduklarına dair kanıyı güçlendirici yorumlar eklemeyi ihmal etmemişlerdir. Sürgüne gönderilenlerin buna itiraz etme, masumiyetlerini kanıtlama şanslarının olmamasına gazeteler tarafından hiç değinilmediğini bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır: “Önce dışarı çıkışı yasaklanan Rum bu defa sınır dışı edildi” (başlık), “Türk uyruğuna geçmek için müracaatta bulunan Orlando’nun bütün borçlarını karısı ödeyecek” (Akşam, 2-3 Nisan?  1964) Bundan birkaç gün sonra: “Yunan uyruklu on kişi daha sınır dışı edildi” başlıklı haberin spotunda: “Daha önce sınır dışı edilen Orlandounun morfin kaçakçısı olduğu anlaşıldı” (Akşam, 16 Nisan 1964)  “Yunan uyruklu bir işadamı sınır dışı edildi” (haber), “Servetini karısına devreden 58 yaşındaki Velissorios, gümrükte didik didik arandı” (spot), (Hürriyet, 1 Nisan 1964). Haberin fotoğraf altında habere konu olan kişinin giderken ağladığı, ölen oğlunun bu topraklarda gömülü olduğunu söylediği belirtilmiş. Haberin içeriğinde ise servetini hastanede yatan karısına devrettiği ifade edilmiş. Bununla birlikte okuyucuda oluşabilecek acıma hissinin “EOKA’ya yardım ediyormuşsunuz ne diyorsunuz?” sorusunu yanıtsız bıraktığının belirtilmesiyle yerini kuşkuya bırakması da hedeflenmiştir.

Bu arada mallarına da el konan sürgünlerin paralarını ya da eşyalarını kurtarma çabaları da ‘suçlarının’ bir parçası olarak kendine yer bulmuştur: “Yunanlıların malına el kondu” (manşet), “Mali Polisle Müfettişler işbirliği yaptı: Yurt dışına çıkarılan iş sahibi Yunanlıların hileli yollarla servet ve alacaklarını başkalarına devrettikleri tespit edildi” (üst başlık) (Hürriyet, 29 Temmuz 1964) “Hudut dışı edilen Rumlar ev eşyasını götürebiliyor” haberin iç sayfalardaki devamında İstanbul Valisi’nin Rumların ev eşyası konusunu istismar ettiği şu sözlerle verilmiş:  “işi gücü sosyal durumu müsait olmadığı halde bazı Rumların ev eşyası diye 30 tane büyük halı, binlerce lira kıymetinde gümüş yemek takımları ve antika eşya götürme teşebbüsünde bulundukları… Devlete olan vergi borçlarından dolayı eşyalarına haciz konan Yunan tebaalı Rumların kanunen bu eşyaları götürmelerine imkân olmadığı meydandadır”  (Hürriyet, 4 Ekim 1964) “Bir Rum ailesi gümüş takımları kaçırıyordu” (Akşam, 12 Eylül 1964) Türkiye’den sürgün edilen Rumların mal varlıkları ya da zengin olmaları gazetelerde bir suç gibi gösterilirken, örneğin Atina’da zengin bir Türk doktorun varlığı gurur vesilesi olarak ilk sayfada hem de “9 Yunanlı daha hudut dışı ediliyor” başlıklı haberin hemen altında duyurulmuştur: 

Yunanistandaki en zengin Türk Doktor Galip Baysanlı” (başlık), “Dr. Baysanlı’nın villası Atina’nın en mutena yerinde…” (spot), (Hürriyet, 28 Mart 1964) Hatta bazı durumlarda haberlerde sürgün edilenlerin içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için başvurdukları çarelerle acımasızca dalga geçildiği de gözlenmiştir: “Türkiye’de kalabilmek için Yetmişinden sonra gerdeğe girdi ama yine sınır dışı edilecek” (Hürriyet, 22 Ekim 1964) Oysa gerçeğin gazetelerde yansıtıldığından çok farklı olduğu, işlerinden, evlerinden, ailelerinden ayrılan Rumların büyük bir sefalet içine düştüğü kısa sürede anlaşılmıştır. Sürgünlerin Yunanistan’da içinde bulundukları koşulları protesto etmeleri, hak arama çabaları bazı gazetelerde kendine yer bulsa da, bu durumun Türkiye Hükümeti’nin yüzlerce insanı sürgün etmesinin değil, Yunan Hükümeti’nin Kıbrıs konusundaki tutumunun bir sonucu olduğu vurgulanmıştır: “Sınır dışı edilenler Makarios’a kızdılar” (başlık), “Vapurla sınır dışı edilen 25 Rumun Lokum kutuları, bir ihbar üzerine tek tek arandı” (spot), (Akşam, 10 Temmuz 1964) “Hudut dışı’ edilen Rumlar perişan halde” (Hürriyet, 5 Ağustos 1964) “Hudut dışı edilen Yunan uyruklular konuşuyor: ‘Öz vatanımız Türkiye’dir” (Milliyet, 28 Ağustos 1964) Sonuç Kıbrıs’ta yaşanan çatışmaların durdurulması, Kıbrıs Türklerinin kurtarılması, yaşadıkları hak ihlallerine son verilmesi 1950’lerden itibaren giderek artan biçimde bir milli meseleye dönüşmüştür. Bu dönüşümde basının da etkisi büyüktür. Basın, bazı durumlarda iç kamuoyunu kışkırtarak bazı durumlarda hükümetin dış politikada idari ve askeri tedbirlerini coşkuyla destekleyerek, yayın politikasını bu söylemle özdeşleştirerek konuyu gündemde tutmuştur. Hükümetin Kıbrıs konusunda uluslararası alanda sıkıştığı bir dönemde Yunan Hükümeti’ni pazarlığa zorlamak için 1930 yılında imzalanan anlaşmayı feshetmesi de yine basın tarafından devletin çıkarları uğruna desteklenmiştir. Her iki ülkenin halkına imtiyaz tanıyan bu anlaşmanın iptalinin masum yüzlerce insanı mağdur edeceği göz ardı edilmiş, Kıbrıs’ta yaşanan hak ihlallerine karşı, Rumların rehine yerine konuşu sorgulanmamış, adeta normal karşılanmıştır. Cumhuriyet ve Milliyetgibi daha merkez ve sol çizgideki gazetelerde uygulanan politikanın yalnızca ‘suçluları’ hedef aldığı, Türk vatandaşı Rumların asla zarar görmediği kanıtlanmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte çok ender de olsa bu politikaların  “düşmanların ekmeğine yağ sürdüğü içeride de şüpheyle karşılandığı” (Milliyet, 22 Nisan 1964) yorumlarına rastlanmış, hükümet yetkilileri ve toplum ırkçılığa karşı uyarılmıştır. Sağ çizgideki gazetelerde bu konuda bir duyarlılığa rastlanmamış aksine hükümet ve toplum daha sert tedbirler için kışkırtılmıştır. Hatta sürgün edilen Rumların Kıbrıs sorununun rehineleri oldukları da açık açık manşetten duyurulmuştur (Atina Büyükelçimiz Rumlarla İlgili Karar Üzerine Yunanistan Dışişleri Bakanlığının Tehdidine Cevap Verdi: ‘Asıl Sorumlu Yunanistandır”,  Akşam, 19 Nisan 1964). Nitekim Eylül ayında Kıbrıs’a gönderilen gıda yardımlarının yerine ulaşması, gerilimin biraz düşmesi üzerine Yunanlıların ikamet süreleri uzatılmış, yardımların yerine ulaşması ve süre uzatımı ilişkisi manşet haberin spotunda açıkça belirtilmiştir (Akşam,19 Eylül 1964). Rumların sürgün edilişinin bir dış politika aracı olduğu bu kadar bariz ortada olmasına rağmen gazeteler sınır dışı edilenlerin suçlu olduğuna okuyucularını inandırmaya gayret göstermişlerdir. Bu algının, izlenen dönem süresince gündelik yaşam içerisinde Rumların karışmış olduğu suçları konu alan haberlerin ilk sayfalarda yer bulmasıyla da güçlendirildiği gözlenmiştir. Hemen her gün rastlanan cinayet, hırsızlık, sahtekarlık konularını içeren haberlerde suçu işleyenin ya da karışanın Rum olması halinde bunun mutlaka başlıkta ve spotta belirtildiği dikkat çekmiştir. Sonuç olarak 1964 yılında alınan bir kararla bir yılda binlerce Rumun sürgün edilişi ve yine binlerce Rumun gerek korku gerekse sürgün edilenlerle ailevi bağları sebebiyle ülkeden ayrılışı, kalanların yaşadığı baskılar ülke tarihinde azınlıkları hedef alan sindirme politikaları arasında yerini almıştır. Bu uygulamanın ve yol açtığı sorunların gazetelerde yer alış biçimi ise ülkede özgür, sorgulayan, eleştiren kısaca dördüncü kuvvet işlevini yerine getiren bir basının olmaması durumunda hak ihlallerinin nasıl örtbas edildiğinin, bastırıldığının görülmesi açısından önemlidir. Bir başka deyişle 1964 yılında Rumların sürgün edilişi, uygulanan baskılar yalnızca iç ve dış politika açısından değil basının devlet politikalarını sahiplenişi, bu uğurda kamusal işlevini göz ardı edişi açısından da Türkiye tarihinde kara bir leke olarak yerini almıştır.

Doç.Dr. Ceren Sözeri Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi
csozeri@gsu.edu.tr

[1] Rıdvan Akar, “Dış Politikanın Rehineleri: Rumların 1964’te Sürgün Edilmesi”, (ed.) Foti Benlisoy, Anna Maria Aslanoğlu, Haris Rigas, içinde İstanbul Rumları, İstos Yayın, İstanbul, 2012
[2] Haberlerde imla gazetelerde yer aldığı şekliyle verilmiş, düzeltme yapılmamıştır.

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someone




Yoruma kapalıdır.

Başa Dön ↑
  • BİZİ TAKİP EDİN

    Facebook Sayfamız
    Twitter Hesabımız
  • PROJELER