Kurtuluş, İstanbul’un Harlem’i mi?

Mehveş Evin, artık “İstanbul’un Harlem’i” olarak da anılan Kurtuluş’un (Tatavla) dününü ve bugününü anlatıyor…

Osmanbey, Nişantaşı ve Şişli’ye 10 dakikalık yürüyüş mesafesinde olmasına rağmen Kurtuluş’a Beyaz Türkler pek adım atmaz, hatta küçümser. Kendi yaşadıkları sitelerin yanı başında gecekondu mahalleleri dikilidir, en şık semtlerde sık sık hırsızlık olur, ama ‘Kurtuluş’ deyince sefil ve güvensiz, bir nevi İstanbul’un Harlem’i imajı canlanır.

Oysa tarihiyle, mimarisiyle, her çeşit insanın bir arada yaşayabilmesiyle Kurtuluş, hâlâ özel bir yerdir. İronik bir şekilde, son günlerde ‘derin devlet’le birlikte anılan Ergenekon, Kurtuluş’u Pangaltı’ya bağlayan caddenin adı. Ayrıca Türkiye’nin hiçbir yerinde rastlayamayacağınız kadar çok sayıda ‘Birlik’ apartmanı vardır Kurtuluş’ta… Ana caddede 4 tane saydım, ara sokaklarda en az birer adet Birlik apartmanı çıkar karşınıza. Büyük ihtimalle 6-7 Eylül olayları sonrasında ‘birlik ve beraberlik’ ruhunu diri tutmak için bu yöntem izlenmiş, hatta mahalleler de ‘Bozkurt’ türünden üç hilalli isimler alarak bu furyadan nasibini almış.

1929’daki büyük yangına kadar adı Tatavla olan Kurtuluş, bu tarihe kadar ‘katıksız’ Rumlar’ın yaşadığı bir semtti… Rumların ilk göç dalgası, 1923’te İstanbul’un işgal kuvvetlerinden kurtuluşuna denk geliyor. ‘Osmanlı İstanbul’undan Bir Köşe: Tatavla’ kitabında Orhan Türker değişimi şöyle anlatıyor:

30’lu yıllardan itibaren diğer azınlıklar ve Türkler yerleşmeye başlasa da Kurtuluş, 1950’lere kadar ağırlıklı olarak Rumların oturduğu semt olmaya devam etti. 6-7 Eylül olaylarından nasibini alan Kurtuluş Rumları’nın çoğu, 1964 kararnamesi ile sınırdışı edildi. 70, 80 ve 90’lı yıllarda ise hızlı bir sosyal ve etnik değişim söz konusu. Tatavla’nın eski binaları ise el değiştirip, yerlerine kalitesiz binalar yapıldı. Bugün semt, kiliseleri, ayazmaları, Rum İlkokulu ve Spor Kulübü hâlâ ayakta. Bütün bu hikayeden geri kalan bir avuç Rum cemaati de eski Tatavla’nın buruk bir anısı olarak burada yaşamaya devam ediyor.

Günaydın Komşu

100 yıl önce ‘Havası güzel olan bir semtimiz’ diye anılan Kurtuluş, bugün egzoz kokusu ve beton yığınlarıyla dolu. Ana caddede, Belediye’nin diktiği çelimsiz fidanlar bir gün büyüyecek mi, emin değilim. Kalan yeşillik alanlar, civardaki Rum ve Ermeni mezarları.

Neyse ki cepheleri süslü, ihtişamlı ve yüksek tavanlı eski binalar, biçimsiz apartmanların sefaletini dengeleyecek sayıda. Bu açıdan biraz Rumeli Caddesi’ne benzer. Ama Rumeli’deki büyük mağazalar, kahve zincirleri ve cafe’lerin yerine Kurtuluş Caddesi, küçük esnaf kaynar: Şarküteriler, küçük market zincirleri, sayısız kadın berberi… Ev eşyası ve ihraç fazlası ucuz tekstil satan dükkanlar, çiğ köfteciler, turşucular, küçük pastaneler… Yufkacılar, yorgancılar, hatta vitrininde ‘yalnızca pantolon dikilir’ yazan terziler… Her çeşit işiniz görülür, her bankanın bir şubesi vardır…
Herhangi bir dükkana girin, İstanbul’un hiçbir yerinde duyamayacağınız bir tarzda selamlanacaksınız: ‘Günaydın Komşu!’. Burada kimse kimseye kıyafetinden veya din hanesindeki ibareden ötürü yargılamaz, ama buralarda oturuyorsanız ‘komşu’ muhabbeti muhakkak yapılır. Ramazan geldiğinde fırınlardan pide kokusu yükselir, Noel’de kurabiye, Paskalya’da çörek…

Kurtuluş o kadar kalabalık ki caddeye adım attığınızda birine çarpmamak nerdeyse mucize. Bu kalabalıklar arasında her çeşit insan birar adadır: Başı açıklar kadar kapalılar da vardır, ama kimse birbirine yan bakmaz hatta çoğunlukla bir arada dolaşırlar. Yolda tezgahını kurup Çin işi uyduruk mallar satan Koreli’ye de rastlarsınız, çoğunlukla Dolapdere’de yaşayan ve alışverişe çıkan Afrikalılar’a da… Gruplar halinde boş boş dolaşan ergenler, evden işe-işten eve hayat sürenler, berbere gitmeyi ihmal etmeyen yaşlı teyzeler, bastonuna dayanıp gün boyu geleni geçeni izleyen takkeli şalvarlı amca da bu mozaiğin bir parçası.

Kurtuluş, karışık ve kalabalık nüfusuna rağmen, kötü şöhretli bir semt olmayı hak etmiyor. Kişisel tarihimin ‘Kurtuluş’unu simgeleyen bu semte veda ederken, hakkını teslim etmek istedim komşu.

Padişahın Otlağı

Tatavla, bugünkü adıyla Kurtuluş, Taksim ile Okmeydanı tepelerinin arasında, her ikisinden derin bir vadi ile ayrılan tepeye verilen ad. 19. yüzyılın ortalarına kadar çok fakir bir Rum işçi mahallesiymiş. Bu tarihten 20.yüzyılın ortasına kadar Pera’dan sonra en kalabalık ve zengin Rumlar burada yaşamış. Yarıbağımsız denecek kadar özgür bir getto.

Tatavla, Rumca ‘Stavli’ ve ‘Ta Tavla’dan geliyor, ahır demek. Bir başka yoruma göre Türkçe olan ‘tavla’ kelimesi, zenginlerin çok sayıda atının bulunduğu alan demek. ‘At tavlası’ zamanla Rumlaşarak Tatavla olmuş.
Ahır lafı boşuna değil: İstanbul’un fethinden önce Cenevizlilerin ahır ve kuyuları buradaymış. Padişah fetihten sonra otlak yeri olarak seçmiş.

Şaibeli 1929 yangınından sonra Tatavla’ya Kurtuluş adını verilmiş olması, iki yönden yorumlanır: Neden ‘Kurtuluş’? Yangından mı? Rumlardan mı?’ (‘Tatavla’, Orhan Türker, Sel Yayıncılık 1998).

Mehveş Evin / Akşam gazetesi / 30.03.2008

Share on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on TumblrEmail this to someone




Yoruma kapalıdır.

Başa Dön ↑
  • BİZİ TAKİP EDİN

    Facebook Sayfamız
    Twitter Hesabımız
  • PROJELER